Zebralar için satranç
Bu yazı ilk olarak 2016 yılında Satrançsever dergisinin 3. sayısında yayınlanmıştır.
Satranca başladığımızda her şeyin iyi gittiği, oyundan zevk alınan güzel bir dönemin ardından bazı engellerle karşılaşırız. O engeller, aslında yeterince iyi olmadığımızı fark ettiğimiz anlar ya da daha doğru bir deyişle satrancın daha iyi oynanabileceğine bizi ikna eden rakiplerdir çoğunlukla. İlk kitabımızı ve bizi yenen rakibimizin tavsiyelerini alıp oyunumuz üzerine çalışırız. Taktikler, klasikler, açılışlar, oyunortası ve oyunsonu... İşler tekrar yoluna girer, ta ki ayağımız başka bir taşa takılana kadar. Bu taş çoğunlukla sağlam bir kaya olur; ne yapsak etsek de belli bir seviyenin ötesine geçmenin imkânsız olduğunu hissederiz.
Böylesine bir kayaya ilk toslayışım epey uzun zaman öncesine dayansa da, hâlâ benzer kayalara toslamaya devam ediyorum. Bu konuda yalnız olmadığımı ve sözünü ettiğim durumun yaygın bir sorun olduğunu satrançsever dostlarımdan, hayat hikâyelerini bildiğim satranç ustalarından daha sonra öğrendim. Bu sorunların bir Büyükusta tarafından incelenmiş olduğunu duyduğumda açıkçası çok merak etmiş, bana satrancı daha iyi oynamanın "sihirli formülünü" sunacağını ummuştum. Daha sonra basım tarihi 2005 olan bu kitapla şimdi elinizde tutmakta olduğunuz derginin basılmasını sağlayan Analiz Yayıncılık standında karşılaştım.
O hâlde, yazılışından kısa bir süre sonra satranç literatüründe saygın bir yer edinmeyi başarmış bu eserin yazarından kısaca söz ederek başlayalım: Sayısız turnuva zaferinin yanında İngiltere ve İskoçya şampiyonlukları bulunan İskoç Büyükusta Jonathan Rowson, satrançtaki tescilli başarısının yanına Oxford ve Harvard'da gördüğü felsefe ve psikoloji öğrenimlerini de eklemiş. Nöroloji bilimi ve öğrenmenin psikolojisi üzerine bilgilerini satranç oyunculuğu ve antrenörlükten edindiği tecrübelerle birleştirmiş: "Kitabı yazmaya başladığım sırada 2600'a çok yakındım ve İngiltere şampiyonuydum. Paylaşılmaya değer şeylerin izini sürdüğümü hissediyordum" diyor. Satranç otoriteleri tarafından takdirle karşılanan "Seven Deadly Chess Sins" ("Yedi Ölümcül Satranç Günahı") kitabından sonra karşımızda yine en az onun kadar etkileyici bir kitap var: "Chess for Zebras" ("Zebralar için Satranç").
Kitap üç bölümden oluşuyor: İlk bölüm daha çok satranç oyuncusunun psikolojisine değinirken, ikinci bölüm Rowson'ın da belirttiği gibi, oyuncu psikolojisi konusundan ziyade teknik olarak satrancın kendisiyle en dolu bölüm. "Benim için işe yarayan bir şey" kısmında Rowson, Kasparov'un "artık satrancı tam olarak kapsamadığını düşündüğü" üç boyutlu düşünüşünü (Materyal, Nitelik ve Zaman) eleştirip üzerine saat ("clock ticking") faktörünü ekleyerek ilerliyor. Özellikle bu kısımlar benim gibi zaman sıkışmasına sık giren oyuncular için önemli bölümler barındırıyor. Yazarın "düşünme zamanının fırsat maliyeti" diyerek açıkladığı bölüm gibi: "Örneğin, bazen iki hamle arasında tercih yapmanız gerekir. Birinin yeterli, diğerininse çok daha kuvvetli olduğunu, hatta forse kazandığını görebiliyorsunuzdur. Ancak, kazanç olup olmadığını bulabilmek için dakikalarca düşünmeniz gerekmektedir. (...) Pratik gücün en önemli parçalarından birinin zaman faktörünü böyle anlarda değerlendirebilmek olduğuna inanıyorum. (...) Şimdi yirmi dakika kaybedersem, daha sonraki fırsatları kesinlikle kaçıracağım; peki böyle bir yatırım yapmaya değer mi?"
Kitap ilerledikçe pek çok Büyükustanın fikirlerine, konuşmalarına (Motwani, Suba, Psakhis, McShane, Hübner, Seirawan vs.), başka eserlerden referanslara yer verilmesi okumayı çok daha sürükleyici ve keyifli kılıyor. Üçüncü bölüm olan "Siyah ve beyaz hakkında rengarenk düşünme" bölümünde ise Siyah ve Beyazın avantaj ve dezavantajlarına, açılış ve hazırlık meselesine odaklanıyor: "Çok garip bulduğum bir şey, çoğu oyuncunun en üst seviyelerde açılış hazırlığının pek çok oyuncu ve hatta iyi Büyükustalar için bile olduğundan çok daha fazla önemli olduğunu fark edemiyor görünmeleri. (...) Sevdiğiniz oyuncuların hamlelerine ve fikirlerine özenmeye çalışmak mantıklı ancak onların yaptığı satranç çalışmasına özenmek büyük bir hata olur, çünkü 2650'yi 2750'ye ulaştırmaya faydalı olacak bir çalışma 1650'yi 1750'ye ve hatta 2550'yi 2650'ye ulaştırmak için faydalı olmayabilir."
Oldukça eğlenceli (şu başlıklara bir bakın: "Cebinizde bir delik olduğunu düşünürken ne yapmalı?", "Satranç neden çok zor?" ya da "Konsantre ol! Konsantre ol? Konsantre ol.") ama derin meselelere el atmaktan çekinmeyen bir serbestlikle yazılmış olması çok hoşuma gitti. Bu yönüyle daha çok satrançta belli bir seviyeye gelmiş, ilerlemekte güçlük çeken yetişkin sporcu veya antrenörlere hitap eder görünümde. Örneğin, konsantre olmaya dair söze başlarken Blaise Pascal'dan alıntı yapmaktan çekinmiyor yazar: "İnsanlığın bütün sorunları, kişinin tek başına bir odada sessizce oturamamasından kaynaklanır." Çünkü yazara göre insan kendi düşüncelerine konsantre olmamak için uğraşır ve "konsantre olmak" için satranç oynamayı ister.
Kitabı için pek çok farklı isim düşündükten sonra "Chess for Zebras: Thinking Differently about Black and White" (Zebralar İçin Satranç: Siyah ve Beyaz Hakkında Farklı Düşünme) adında karar kılan Jonathan Rowson, bir sufi deyişinden etkilenmiş: "Toynak sesi duyunca zebra gelsin aklına." Toynak seslerinin atları çağrıştırması üzerinden yola çıkan Rowson, bize zebraları işaret ediyor. Mesaj ise kısaca şudur: "Kendinize farklı düşünmek için izin verin."
Peki bu nasıl yapılabilir? Kitap düşünce kalıplarını yıkma fikriyle "farklı düşünmenin" izini sürüyor. Daha doğrusu Rowson ustalığa giden yolunda neler öğrendiğini ve neleri "unutması" (unlearning) gerektiğini anlatıyor. İlerleyen bölümler boyunca döne dolaşa aynı şeyi hatırlatıyor okura: "Gelişme, konfor alanınızın sınırında başlar." ("Improvement begins at the edge of your comfort zone") Yani sınırlarınızı zorlamadığınız sürece gelişme yok.
Yalnız yanlış anlaşılmasın, Rowson'ın her derde deva olacak --ve bulmayı umduğum-- türden bir "sihirli formülü" yok. Tam tersine her şeyin kesin olduğu iddia edilen çözümlere şüpheyle yaklaşılmasını öğütlüyor ve her şeyin kesin olduğu alandan belirsizliğe geçmeyi ilerleme sayıyor. Bunu ise her bölüm için iyi seçilmiş, bazıları yazarın kendisi tarafından oynanmış partilerle örnekliyor.
"Oyuncunun gücü arttıkça, kendisine bir konumda ne olduğu sorulduğunda daha büyük ihtimalle 'bilmiyorum' diyerek başlayacaktır."
"Satranca, 'bilmiyorum, düşünelim' zihniyeti ile yaklaşmak, 'bu böyle ve bunu kanıtlayacağım' şeklinde yaklaşmaktan çok daha akıllıcadır."
Aynı yaklaşımla, "atak bir oyuncuyum", "konumsal oynamayı severim", "hesap yapmam, sezgilerimle oynarım" gibi yaklaşımlarla oyuncunun kendi tarzına ve hamlelerine sınırlar çizmesini, onun satrancının gelişimi önündeki en büyük engellerden biri olarak görüyor ve kitabın her bölümüne özenle seçilerek konmuş epigraflarından Karpov'a ait olan sözüyle bunu açıklıyor. "Tarz mı? Benim bir tarzım yok." Burada söylenmek istenen "oyuncunun bir tarzı olmamalı" değil, bu yaklaşımın oyuncunun oynadığı oyuna damga vurması, hamleleri üzerinde etkiye sahip olmasıdır elbette. Karpov'un kendi stili üzerine böyle düşünmesi onun bir tarza sahip olmadığını gösterir mi? Kitap boyunca konuya eşlik eden örneklerde kendi partilerini, oynarkenki düşüncelerini ve hissettiklerini içten (belki de aşırı içten!) bir şekilde paylaşması kitabın en büyük artılarından. Şimdi ilk bölümün kaba bir özeti sayılabilecek bir kısmını paylaşmak istiyorum. Bir satranç kitabında içtenliğiyle böylesine beni yakalayan ve söyledikleriyle bana ayna tutan başka bir bölüm hatırlamıyorum. Sözünü ettiğim, Hikâye Uydurma (Fabulation) alt başlığında Rowson'ın yakın zamanda hayata gözlerini yuman Viktor Korchnoi ile karşılaşmasıdır.
[Event "Monarch Assurance 13th"] [Site "Port Erin"] [Date "2004.09.29"] [Round "5"] [White "Kortschnoj, Viktor"] [Black "Rowson, Jonathan"] [Result "1-0"] [WhiteElo "2568"] [BlackElo "2558"] [Variant "Standard"] [ECO "A16"] [Opening "English Opening: Anglo-Indian Defense, Anglo-Grünfeld Variation"] [ChapterName "Kortschnoj, Viktor - Rowson, Jonathan"] [ChapterURL "https://lichess.org/study/UqgOP6FY/nTmurJQO"] [Annotator "https://lichess.org/@/NaSil"]
- Nf3 Nf6 2. c4 g6 3. Nc3 d5 4. cxd5 Nxd5 5. Qa4+ Bd7 6. Qb3 Nb6 7. Ng5!? { Korchnoi'un açılışta genellikle garip biçimde oynadığını fark ettim. Rakibine sıra dışı problemler yaşatmaktan zevk alıyor gibi görünse de, fikirlerinin ne kadar doğru olduğu pek umurunda değilmiş gibi duruyor. } 7... e6 8. d4 Bc6 9. Be3 (9. Bf4!? { Golubev tarafından belirtildi, fakat fikri gördüğünüzde acaba Fritz de işin içine girmiş olabilir mi diye merak ediyorsunuz: } 9... Qxd4? 10. Nxe6 fxe6 11. Qxe6+ Be7 12. Be5) 9... Bg7 10. Rd1 { Burada bir süre düşündüm. Rok atmak istemiyordum çünkü h4 oynamaktan açıkça memnun olacaktı. 10...Nd5 hamlesi mümkündü fakat sonunda... } 10... N8d7 { hamlesini tercih ettim. Korchnoi oyundan sonra sordu: "Bu hamlenin amacı nedir?" Cevap verdim: "Ana fikir ...Nf6-d5 ve vezir kanadındaki beyaz kareleri kontrol altına almak." Kafasını salladı ve ekledi: "Anlıyorum", tahminime göre beni yalnızca test ediyordu. } 11. Nf3 { Bu hamleden sonra bana yardımı olmayan bir iyimserlik büyüsüne kapıldım. Bu "iyimserlik etkisi" satrançta kaçınmamız gereken temel psikolojik tuzaklardan biridir çünkü konum hakkındaki değerlendirmemizi renklendirerek hatalara yol açar. Her hâlükârda, oyundan önce gergindim fakat bu sırada oyunun keyfini çıkarıyordum. Büyük adamla oynadığım için ve onunla böylesine zengin ve garip bir konumda mücadele ediyor olmaktan ötürü heyecanlıydım. Ancak şimdi rahatsız edici Bg5 ve ardından e4 ya da e3 tehdidiyle baş etmek zorundaydım, ki bundan sonra beyazlar en azından kötü değildir. Burada pek çok hamleyi düşündüm fakat hiçbiri bana konumun gereklerini tamamen yerine getiriyor gibi gelmedi. Örneğin, } 11... Qf6? { Bu tuhaf görünümlü hamle iyi olmak için fazla zekice. Beyazın e3'ten filini oynayıp ardından e-piyonunu oynaması problemine radikal bir çözüm sunuyor. 12.Bg5'ten sonra 12...Qf5 veya 12.Bc1 Qf5 ve fikrim mükemmel işlerken beyaz hamle bulmakta zorlanıyor olacaktı. Fakat maalesef, e3-filinin gizli bir maksadı var. } (11... Bxf3 12. gxf3 Qh4 13. Ne4 { varyantını gördüğüm zaman bu fikirden bir şekilde vazgeçtim, çünkü Bg5'in görünüşünü beğenmedim. Derken birdenbire anlamlı gelen ve ruh halime uyan ilginç bir hamle gördüm. }) (11... Nd5 12. Bg5) (11... O-O 12. h4!) (11... h6 12. Bc1!) 12. d5! { [#] Bu hamle özellikle derin veya zor değil, yine de Korchnoi'un bu hamleyi bir dakika içinde oynamasından ötürü şaşkına dönmüştüm. 11...Qf6 hamlesini oynadığım zaman gülmedi ya da (böyle durumlarda yaptığı bilindiği gibi) kaşlarını çatmadı, fakat "bu doğru olamaz!" der gibi kaşlarını kaldırdı ve birkaç saniye daha baktığı sırada başıma neler geleceğini anladım. Daha sonra olan oldu. Hamleyi gördüğü anda doğruluğuyla ilgili tereddüdün zerresini hissetmedi. Hislere duyulan böylesi inancın üzerimde kalıcı bir etkisi oldu ve bunun aynı turnuvada bir oyun kazanmama yardımcı olduğuna inanıyorum (Rowson-Sarakauskas) } 12... Nxd5 13. Nxd5 Bxd5 14. Rxd5 exd5 15. Bd4 Qf5 16. Bxg7 Rg8 17. Bc3 Qb1+ 18. Qd1 Qxa2 { Materyal eşitliğe sahip olduğum tartışılabilirse de, konumum kayba yakın. Şahımın güvenli bir yeri yok, vezirim ofsaytta ve siyah-kare kontrolüm bulunmuyor. Oldukça iyi direndim, tam sorunlarımı çözmeye başlar gibiyken, derince düşündü ve yıkıcı taktiklerin pimini çekti. } 19. e3 O-O-O 20. Be2 Nc5 21. O-O Ne4 22. Qc2 Rd6 23. Bd4 Re8 24. Ne5 f6 25. Nd3 Rc6 26. Qd1 Qa5 27. b4 Qa2 28. Nc5 a6 29. Nxe4 dxe4 30. b5 Rc2 31. bxa6 c5 (31... Rxe2 32. a7 Kd7 33. Bb2+ { varyantı Korchnoi'un dehasının hoş bir örneğidir. }) 32. axb7+ Kb8 33. Bxf6 Rd2 34. Bc4 Rxd1 35. Bxa2 Rxf1+ 36. Kxf1 Kxb7 37. Bf7 Rf8 38. Bd5+ Kb6 39. Bc3 Kb5 40. Bxe4 Kc4 41. Be5 Re8 42. f4 Kb3 43. Ke2 Rd8 44. g4 c4 45. f5 gxf5 46. gxf5 c3 47. Bd4 Rc8 48. Bd5+ Kb4 49. Kd1 1-0
"Korchnoi ile oynamak çok özel bir durum, hele onunla daha önce hiç oynamadıysanız. Böylesine sıra dışı bir oyundan ve oyun sonrası analizinden sonra, pek çok insan bana bu tecrübeyi sormak istedi. Benim açıklamam şu şekildeydi: Düzensiz bir açılış oynadı, yanıt olarak biraz fazla yaratıcı oynadım ve sonradan gaf olduğu ortaya çıkan zekice bir hamle yaptım... Bu açıklamayı birkaç kez yaptığımı ve 11... Qf6 hamlesinden söz ettiğimi hatırlıyorum. Daha sonra dinleyenlerden "Ya! Demek 12.d5 hamlesini kaçırdın!" diyerek araya girenlere çabucak "Hayır, 12. d5'i gördüm fakat d5'i iki kez alabildiğini görmedim" yanıtını verdim. Bu kulağa makul geliyor, fakat aslında, tamamen yalan.
Belki de kendime karşı fazla acımasızım ve belki buna kendini kandırma demek daha adildir. Sanıyorum bu hikâyeyi ilk söylediğimde egomu korumak ve bu oyunun özel durumunu muhafaza etmek istiyordum. Yaşayan efsaneye karşı oyunun böylesine erken bölümünde acemice bir gafla kaybettiğim fikrine isyan ediyordum. Bunun yerine, oyun hakkında kulağa daha anlamlı gelen bir hikâye anlattım.
Bu hikâye şunu demek istiyordu: O yaratıcıydı ve ben de yaratıcıydım. Ama ben o kadar yaratıcıydım ki kendimi kaptırdım ve onun anahtar hamlesini görmeme rağmen (çünkü, hey, ben bir Büyükustayım), devamını kaçırdım (çünkü, hey, kimse mükemmel değil). Bu hikâye uydurmada (fabulation) beni en çok vuran şey, üçüncü ya da dördüncü kez olayların bu versiyonunu anlattığımda artık kendim de böyle olduğuna inanmaya başladım! O akşam kız arkadaşımla konuştuğumda dahi benzer şeyler söyledim. Ama oyunu bilgisayara verdiğimde basitçe 12. d5 hamlesini kaçırdığım gerçeğiyle yüzleştim. Hamleyi görmüştüm fakat yalnızca 11... Qf6 hamlesini oynadıktan sonra. 11... Qf6 hamlesini oynadıktan hemen sonra 12. d5 hamlesinin o kadar ciddi olmadığını (rahatlama) hissettim fakat sonra 14. Rxd5 (of!) hamlesini gördüm, muhtemelen oyunun kalanında özgüvenimi sağlam tutmak için kendime kaçırdığım şeyin bu olduğunu söyledim.
Şimdi bu itirafı okuyucuların kendilerine karşı daha dürüst olmaları için cesaretlenmeleri amacıyla paylaşıyorum. Kendini kandırma, neredeyse tanımı gereği, çok aldatıcı bir olgudur fakat inanıyorum ki bu bizim tecrübelerimizi hikâyeleştirme eğilimimizle yakından ilişkilidir. Tecrübelerimiz çoğu defa tutarsız ve benlik algımızı tehdit edici olduğunda, tutarlı ya da ilgi çeken hikâyeler yaratacak şekilde evrimleşmemiz anlamlı görünüyor."
Uzunca bir bölümünü alıntıladığım yazımı kitabın en güzel tavsiyelerinden birisiyle bitiriyorum: "Daha iyi oyuncu olmak istiyorsanız daha iyi alışkanlıklara sahip olmak gerekir ve daha iyi alışkanlıklar antrenman ile gelişir. En iyi antrenman, güç kararlar için kendinizi sorumluluk almaya zorladığınızda, sizi konfor alanınızın dışına çıkmaya itendir. (...) Sonuçlarımızı geliştirmenin en kesin yolunun evde kompleks örnekler çözmekten geçtiğini düşünüyorum. Bunu olabildiğince sık, uzun vadeli ve disiplinli bir şekilde yapmalı. Bu konsantre olmayı alışkanlığa çevirmede yardımcı olacak ve oyunlarımızın kritik konumlarında konsantre olmayı kolaylaştıracaktır."
Şimdiye kadar sadece üç kitabı bulunan Büyükusta Jonathan Rowson'ın sıradaki eserinin konusunu bilemiyorum, fakat düşünmeyi teşvik eden her cümlesi okunmaya değer görünüyor.